Showing posts with label İslam’da. Show all posts
Showing posts with label İslam’da. Show all posts

İslam’da Niyet: Anlamı ve Önemi

on Sunday, March 10, 2013

İslam’da Niyet: Anlamı ve Önemi

“Kim bir hayırlı işi yapmaya yönelirse, onu yapan kadar mükâfat alır”.

Dinimiz her iş ve eylemde niyeti yani amacı ve maksadı, niyet ise samimiyeti yani içtenliği, samimiliği esas alır. Yaptıklarımız niyetin samimiliğine göre değerlenir.

Sözlükleri karıştırdığımızda niyet ile ilgili şunları buluyoruz; kastetmek, karar vermek, kalbin bir şeye yönelmesi, ne yaptığını bilerek yapmak.

Diyebiliriz ki niyet kişinin kalbindeki tercihidir. Dolayısıyla kişinin niyetini ya sahibinin açıklaması ile ya da niyetini eyleme dökmesi ile bilebiliriz.

İnsan bir işi ya diliyle, ya kalbiyle ya da diğer uzuvları ile yapar. Diliyle konuşur, kalbiyle niyet eder ve düşünür, diğer uzuvları ile eylem ve davranışları gerçekleştirir. Elbette bu konuşmalar, eylem ve davranışlar ise niyetlere bağlı ve onların sonucu olarak gerçekleşmekte. Dolayısıyla niyetimiz iyiyse bu bazen başlı başına ibadet olur.

İmam-ı Şafiye ve Ahmed b. Hambel’e göre “İslâm’ın temeli üç hadis üzerine kurulmuştur;

İmam-ı Şafii bu hadisin fıkıhtan yetmiş ayrı bölüme girdiğini ifade eder.

“Dinden olmayan bir şeyi dine katan reddolunur” hadisi ahiret işini, “Ameller niyetlere göredir” hadisi de dünya işlerini tanzim etmiştir. Birincisi ihlâsı, ikincisi niyeti anlatır.

İnsanın Değerle(n)mesi

Rabbimiz bizleri, soyumuza ve şeklimize göre değil, halis niyetimizin merkezi olan kalbimize göre değerlendirir. Bunu Efendimizin şu hadisinden biliyoruz;

“Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, İbn Mace)

Kalbin dürüstlüğü amelin dürüstlüğündendir; amelin dürüstlüğü ise niyetin dürüstlüğündendir. Nice küçük ameller vardır ki niyet onu büyütür; nice büyük ameller vardır ki, niyet onu küçültür. Ameller ancak üç şeyle düzgün olur;

Allah insandan ancak niyet ve irade ister. Allah’ı tercih etmek ve rızasını istemek Allah yolunda cihat etmekten daha üstündür.

Rabbimiz bizim samimi niyetimiz ile değer veriyor. Dil ile bir şeye niyet edince kalp buna katılmazsa elbette niyet makbul olmayacaktır yani kabul olunmayacaktır.

Yaratıcımız, bizi yoktan var edip dünyaya gönderen Rabbimiz, Allah (c.c.) bize şöyle hitap ediyor;

“Bununla beraber, hakkında hata ettiğiniz şey hususunda size bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin kastettiğinde (günah) vardır. Çünkü Allah, Gafur (çok bağışlayan)dur, Rahîm (çok merhamet eden)dir”. (Ahzab Suresi 5. Ayet).

“Allah, düşünmeden yapmış olduğunuz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmayacak, ama kalplerinizin (ihtirasla) arzuladıklarından sorumlu tutacaktır: Allah, çok affedicidir, çok tahammül (hilm) sahibidir”. (Bakara Suresi 225. Ayet)

Ayrıca Rabbimiz biz gizlesek de, saklasak ta içimizde yani kalbimizde olanı bilmektedir. Bunu şöyle ifade ediyor;

“De ki: ‘Sinelerinizde olanı gizleseniz de onu açıklasanız da, Allah onu bilir. Göklerde olanı da yerde bulunanı da bilir.’ Ve Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir”. (Ali İmran Suresi 29. Ayet)

“(Allah) gözlerin hain olanını (harama bakanları) ve sinelerin gizlediğini bilir”. (Mümin Suresi 19. Ayet)

Niyetler ve Sonuçları: Somut Örnekler

* Ashâb-ı kirâm Medine’ye hicret ederken Mekke müşriklerinin kötülük ve baskılarından kurtulmak, Medine’de daha güzel ibadet, taat ve amellerde bulunmak, İslam’ı, oradan cihana yaymak gibi düşüncelerle dolu idiler.

İçlerinden birisi ise, nişanlı olduğu kadın (Ummu Kays) hicret ettiği için, sadece onunla evlenmek niyet ve düşüncesiyle Medine’ye gelmişti. (Kastalanî, İrşadu’s-Sârî, 1/55)

İşte Hz. Peygamber, diğer muhacirlerin büyük ecir ve mükâfatlara nail olduklarını bildirirken onun da istediği kadına kavuşmakla niyetine ulaştığını, ancak hicret sevabından mahrum kaldığını haber verdi. Bunun üzerine “Ameller ancak niyetlere göredir” buyurdu. (Buhârî, Bedu’l- Vahy, 1; Muslim, İmâre, 155)

* Bir kişi, “Ey Allah’ın Resulü, kimisi dünya için savaşır” dedi.  Efendimiz “Onun ecri yoktur” buyurdu.

Peygamberin bu cevabı birçok kimseye ağır geldi. Soru soran adama Hz. Peygamber’den bir daha sormasını istediler. “Belki de sen iyi anlatamadın ” dediler.

Adam gelip bir daha, “Ey Allah’ın Resulü! Bir kişi sözde Allah için savaşır, fakat bundan maksadı dünyalık elde etmektir. Bunun durumu nasıldır ” diye sordu.

Efendimiz, “Onun herhangi bir ecri yoktur” cevabını verdi.

Bu, halk üzerine çok ağır ve büyük bir felaket gibi çöktü. Adama, “Tekrar Resulullah’a git, üçüncü kez sor!” dediler. O da Efendimize üçüncü kez aynı soruyu sordu. Efendimiz, “Onun ecri yoktur” buyurdu. (Terğib, II/419 (Ebu Davud, İbn Hibban ve Hakim’den).

- Bir adam Hz. Peygamber’e gelerek,

“Ey Allah’ın Resulü, hem sevap, şöhret için savaşa katılan kimseye ne vardır ” diye sordu. Hz. Peygamber cevap olarak;

“Hiç bir şey yoktur!” dedi. Adam meseleyi üç defa peygamberden sordu, peygamber de ona üç defa, “Hiç bir şey yoktur” diye cevap verdi. Sonra, “Allah amelden ancak halis olanı, hedefi Allah’ın rızası olan ameli kabul eder” dedi. (Terğib, II/412).



View the
Original article

İslam’da Ticaret Anlayışı

on

İslam’da Ticaret Anlayışı

“Karşılıklı ticarette ticaret yaptığın kişinin namaz kılması seni kandırmasın”.

Ticaret kelimesinin sözlük anlamı “Kar amacıyla malın yer ve zaman faydasını artırarak alım satım faaliyetleriyle uğraşmak” şeklinde.

İslami açıdan ise ticaret, iki tarafın karşılıklı rızasıyla bir malı başka bir mal ile veya para ile değiştirmektir. Allah-u Teâlâ tarafından ticaretin helal kılınışının sebebi, insanın ihtiyaçlarının meşru yoldan karşılanmasıdır. Bu şekilde insanlar arasında, hırsızlık, yağmacılık, hilekârlık, yankesicilik gibi kötülükler önlenir, dolayısıyla düşmanlık kapıları kapanır, toplumda birlik ve düzen sağlanmış olur.

Sonsuzluk & İhtiyaçlar Ekseninde Ticaret

İnsan bedeni fani ama ruhu sonsuz. Ruh doğası gereği ölümü hiç aklına getiriyor çünkü o sonsuzluğa programlanmış ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor, beden yaşlansa da ruh bunu kabul etmiyor, kabullenemiyor.

Bu yüzden insanın ihtiyaçları sonsuz diyebiliriz, en azından algı ve hissiyat bu şekilde. İhtiyaçlar sonsuz ve çok çeşitli, bazen bunları insanın tek başına yerine getirmesi çok zor hatta imkânsız. Dolayısıyla insan bu bazenlerin artması ile diğer insanlarla birlikte yaşamaya ve birbirlerinden karşılıklı faydalanmaya itmiştir. Netice itibariyle ortaya ticaret çıktı.

Ticaretle uğraşan kimseye Tüccar deniliyor, tüccar insanların ihtiyaç duydukları eşyayı halkın isteğine sunar. Buna karşılık, emeği ve masrafı karşılığında belirli bir kar alır. Ticaretle uğraşmanın amacı da budur.

Dinimiz kurallarına uymak şartıyla, ticareti helal kılmış ve hatta teşvik etmiştir. Peygamber Efendimiz, peygamberliğinden önce ticaretle uğraştığı gibi, Peygamberliği zamanında da ticareti övmüştür. “Ticaret yapınız! Helal paranın onda dokuzu ticarettedir.” buyurmuşlardır.

İstifçilik ve karaborsacılık ise dinimizce yasaklanmıştır.

Ticaret dinimizce ne kadar övülmüş ise,  bu işi yaparken ahlaki olmayan, kanuna uymayan yollara saparak topluma zarar vermek de o ölçüde yasaklamıştır.

Ticarette İhanet ve Aldatma

Mümin de olsa, ibadet de etse, insanlar herhangi bir dünya menfaati karşısında (ki bu imanına aykırı bir durumdur) zafiyet içinde olabilirler. Bu nedenle, özellikle ticarî, malî işlerde dikkatli olmak gerekir. “Mümin iki defa aynı delikten ısırılmaz.” (Buharî, Edeb, 83) mealindeki hadis-i şerif, bizi (bir mümine karşı hüsnü zan içinde olmakla beraber) nefsin hilelerini de göz önünde bulundurarak her zaman dikkatli olmaya davet etmektedir.

Peygamber Efendimizin bu konuda şu sözleri de son derece önem arz eder ve bize ışık tutar;

“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8435)

“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen  namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (Kenzul-Ummal, h. No: 8436)

Konu sadece dini açıdan değil ayrıca sosyal ve toplumsal açılardan da son derece önemli. Bu konulara dikkat etmeyen ve göz ardı eden toplumların çürümeye, kokmaya ve netice itibariyle yok olmaya mahkûmdur diyebiliriz. Tabi bu süreçte toplumda ortaya çıkacak manevi hastalıklar nedeniyle insanlar arasında güvensizlik yayılır, Allah’ın rahmet ve bereketi toplumu terk eder, dünya ve ahiret mutluluğu hayal olur.

Müslüman hem kendine hem de dinine karşı sorumludur, o İslam’ın bir temsilcisidir. Onun yaptığı hatalar İslam’a atıfta bulundurabilir insanları ve tüm Müslümanları, dinin öğretisini bu şekilde tanıtabilir.

Eğer bir Müslüman; karşısındaki üzerinde en büyük emaneti olan sözlerini yerine getirmiyor, anlaşmalarını bozuyor, vaatlerini geçiştiriyor, çevresinde yer alan insanlara her defasında yeni sözler verdiği halde her defasında sözlerini unutarak, takip etmeyerek ve hatta çiğneyerek onları aldatmayı alışkanlık haline getiriyor, haksızlık ve zulüm uyguladığı onlarca kişiden sürekli beddua alıyor ve netice itibariyle üzerinde kul hakkı taşıyorsa, bu kişi kendi durumunu gözden geçirmelidir elbette ama ayrıca dinine ve dindaşlarına verdiği zararı da göz önünde bulundurmalıdır. Hâlbuki bu Müslüman, topluma iyi huy ve güzel ahlâkı ile örnek olması gereken biri, Allah’ın yeryüzündeki halifesi.

Allah’ın Elçisi yani Peygamber Efendimiz de insanın duygusal tarafını, imanın sesini duy(a)mayan menfaatperestlik ve çıkarcılık yönünü, imanlı vicdanın sesini boğan cüzdan tutkusu gibi, zayıf karakter yapısına işaret etmekte ve bunlar karşısında dikkatli olmaya sevk etmektedir.

Henüz kendisine peygamberlik gelmediği ve Cahiliye Mekke’sinde müşriklerle (Allah’a eş koşanlar, başka ilahlara da inanlar) arasında yaşarken Muhammed-ül Emin (Emin, güvenilir Muhammed) lakabına sahip olan bir peygambere tabi Müslümanlar olarak Efendimizin yüzünü kara çıkarmayalım.



View the
Original article

İslam’da Kalbin Önemi…

on Tuesday, March 5, 2013

“İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir”. (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)

Kalp Nedir?

Her şeyden önce kalp nedir, ne demektir? Kalp bir organ mıdır? Eğer bir organ ise sadece insanda mı bulunur? Ya diğer canlılar?

İmam Gazali kalbi şöyle tarif eder;

“Kalp iki mana için kullanılır:

1. Çam kozalağı şeklinde olan bir et parçasıdır ve bu et parçası göğsün sol tarafına konulmuş özel bir et parçasıdır.

İçinde oluğa benzer boşluklar vardır. O boşluklarda simsiyah bir kan bulunur. Burası ruhun kaynağı ve madenidir.

Bu kalp aynı zamanda hayvanlarda da vardır. Hatta ölülerde de vardır.

2. Kalp, rabbani ve ruhani bir lâtife ve inceliktir.

Onun cismanî kalp ile ilişkisi vardır. O lâtife, insanoğlunun hakikatidir. İdrak eden, bilen ve kavrayan odur. Muhatap olan, cezalandırılan, kınanan ve sorumlu tutulan o!

Onun cismanî kalp ile bir ilgisi vardır. İnsanların çoğunun akılları bu ruhî kalp ile cismanî kalbin arasındaki ilişkiyi idrak etmek hususunda hayrete düşmüştür. Çünkü rabbani kalbin cismanî kalple olan irtibatı tıpkı renklerin cisimlerle, sıfatlar ve niteliklerin mevsuflarla olan irtibat ve ilişkisi gibidir veya âleti kullananın âletle ilişkisi gibidir veyahut da oturanın oturduğu yerle ilişkisine benzer”. (İmam Gazali, İhya)

Biz birinci tanımdaki “kalbe” yürek diyoruz.

Kalbin Görevleri

Vücuttaki tüm organlar kalbe bağlıdır, onun emrindedir. Tüm organların duyduğu tüm bilgiler kalpte toplanır. İstikametimizi kalp belirler. İman eden de, kâfir olan da kalptir.

Kalbi temiz olan dine, rabbine uyar. Kirlenmiş, kirletilmiş ve kötü olan ise dinden kaçar. Güzel ahlak, iyi huy hep kalptedir.  İnsanı Allah-u Teâlâ’nın rızasına, sevgisine kavuşturan yol kalptir.

Kalp, sevgi yeridir. İçinde sevgi bulunmayan kalp ölmüş demektir.  Bedenin İslamiyet’e severek ve kolay uyması için, kalbin temiz olması lazımdır.

Meşhur Tabir; Kalp Temizliği

Nefis, kötü isteklerden yani dinin yasakladığı şeylerden kurtarılınca, kalp temizlenir.

Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede lazımdır.

Kalbin temiz ve nefsin uysal olduğunun alameti, bedenin İslamiyet’e seve seve uymasıdır.

Namaz kılmak, kalbi temizler. Günahların affedilmesine sebep olur. Ama kulluk vazifesi olduğunu düşünmeden, şehvetlerini, dünya çıkarlarını düşünerek kılınan namaz, şartlarına uygun olup, sahih olsa bile, dünyada ve ahirette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allah-u Teâlâ’nın büyüklüğünü, Onun emrini yapmayı düşünmek lazımdır. Ancak, böyle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur.

Engeller

Kalbi temizlerken dört engel çıkar:

  1.  Mal sevgisi: Malın kendisi değil, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalpten çıkarmalıdır!
  2. Makam sevgisi: Ahiret nimetlerini elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi değil sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak başka şey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı şeydir.
  3.  Yabancı sevgi: Allah sevgisinden başka her sevgiyi kalpten çıkarmalıdır!
  4. Günah: Her günaha tövbe etmelidir! Hadis-i şerifte buyruldu ki:
    “Kim günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur. Tövbe ederse silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar”.

Bu dört engeli aşmak için dört şey gerekir;

  1. Çok yememek, helalinden yemek. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin”.
    “Haram karıştırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar”.
  2. Çok uyumamak. Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pişman olur. Hadis-i şerifte buyruldu ki:
    “Allah-u Teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez”.
  3. Çok konuşmamak. Hadis-i şerifte, “Çok konuşan çok hata eder, çok günah işler. Çok günah işleyen de, Cehenneme gider” buyruldu.
  4. Kötülerden uzak durmak. Hadis-i şerifte buyruldu ki:
    “Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir, kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin”.

Dikkat Edilecek Hususlar

Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i Şerif’te Efendimiz buyurdu ki:
“Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur. Eğer tövbe ederse, o leke silinir. Tövbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalp, kapkara olur”.

Günahlar kalbi kararttığına göre günaha sebep olacak şeylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mubahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah işlemeye zemin hazırlar. Efendimiz buyurdu ki:
“Üç şey kalbe kasvet verir: Yemeği, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.”

Günah işleyince, hemen tövbe ve istiğfar etmelidir. Efendimiz; “Paslanan her şeyin bir cilası vardır. Kalbin cilası “Estağfurullah” demektir” buyurmuşlardır.

Ölümü çok hatırlamak, oruç tutmak da kalplerin pasını siler. Hadis-i Şerif’te buyurdular ki:
“Her ay 3 gün oruç tutanın kalbinin pası temizlenir.”

Kalbin kararmasın

Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri buyurdu ki:

Kalbin kararmasının dört alameti vardır:
1. İbadetin tadını duymaz.
2. Allah korkusu hatırına gelmez.
3. Gördüklerinden ibret almaz.
4. Okuduklarını, öğrendiklerini anlayıp kavrayamaz.

Muhammed bin Fadl Belhi de buyurdu ki:

Kalbin kararmasına dört şey sebep olur:
1. Öğrendiği ile amel etmemek.
2. Bilmeyerek yapmak.
3. Bilmediklerini öğrenmemek.
4. Başkasının öğrenmesine mani olmak.

 



View the
Original article